Duanın kabul olması için dilin ne söylediğinden çok, söylemediğin şeyin nereden geldiği önemlidir. Ve bazen en gür dua, hiç işaret taşımayan sessizlikte saklıdır. Hiçbir kitapta geçmeyen, hiçbir hocanın tarif edemeyeceği, hatta kendi içinde bile tanımlayamadığın bir iletişim biçimi: işaretsiz dua.
Bu yazıda, Allah ile konuşmanın en garip, en suskun ama en yakın biçiminden bahsedeceğiz. Hiçbir kutsal ismi anmadan, hiçbir ritüel yapmadan, hatta "dua ediyorum" bile demeden doğrudan Yaradan'a ulaşmanın zihin bükücü yöntemine dokunacağız. Hazır değilsen okuma. Çünkü bu bilgi sana ait değilse, seni sadece ürpertir.
Allahın Adını Anmadan Konuşmak Mümkün mü?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman tepkisel gelir: Hayır, mümkün değil. Ama mümkün. Çünkü Allah, çağırdığın şey değil; zaten seni çağıran şeydir. İsim yalnızca yön tayinidir. Ama işaretsiz dua, yönü olmayan bir mekândan çıkar: içten. Ve orada kelimeye ihtiyaç yoktur çünkü bağlantı zaten kurulmuştur.
İbrahim hiçbir isim söylemeden baktı göğe, yıldızlara. Musa bir dağın karşısında ayakkabılarını çıkardı ama adını anmadı. İsa gözlerini göğe kaldırdı ama konuşmadı. Muhammed Hirada sustu. Hepsi konuşmadan duyulmuştu zaten. Çünkü bazen "Allah" demek bile, Ona erişmeyi engelleyen bir perdeye dönüşür.
İşaretsiz Dua Nedir?
İşaretsiz dua, niyetin kelimeye dönüşmeden iletildiği düzeydir. Burası zaman dışıdır. Dualar burada saniyelerle değil, frekansla ölçülür. Düşünce bile değildir bu. Düşünce oluşmadan önceki elektrik dalgasıdır. Henüz istemek olmadan önceki farkında olmadır.
Bu yüzden işaretsiz dua bazen şöyle olur:
- Sabaha karşı birden uyanırsın, içini açıklayamayacağın bir titreşim sarar, ama hiçbir şey düşünmemişsindir.
- Kalabalıkta yürürken aniden burnunun direği sızlar, ama neyi düşündüğünü hatırlayamazsın.
- Gecenin sessizliğinde gözünü kapatırsın, ve bilinçsizce içinden geçen bir titreşim sanki karşılık almıştır.
Dilin Sustuğu Yerde Ruh Ne Söyler?
Beden konuşur. Zihin bekler. Kalp yankılanır. Ruh fısıldar. Ama en önemlisi: Sen farkında olmazsın. Çünkü işaretsiz dua, farkında olununca bozulur. Onu tanımlarsan kaybedersin. Ona isim verirsen yön verirsin. Ama bu dua yönsüzdür. Hedefi yoktur çünkü hedefin ta kendisidir.
Bu Dua Nasıl Yapılır?
İronik şekilde: Yapılmaz. Ama yine de seni oraya yaklaştıracak 3 zihin kırıcı yapı var:
| Durum | Zihinsel Eylem | Enerjetik Sonuç |
|---|---|---|
| İsimleri unutmak | Allah, Rab, Yaradan, Tanrı... hiçbirini kullanma | Tanımsızlıktan mutlaklığa geçiş başlar |
| İstemekten vazgeçmek | Dilek yok, şükür yok, niyet yok | Yalnızca saf bağlantı kalır |
| Yön duygusunu bırakmak | Elleri açma, gözleri kapama, pozisyon alma yok | Mekânsızlıkla sonsuzluk teması kurulur |
Kimle Konuşuyorum? Sorusu Sorulmaz
Bu düzeyde dua ederken kime yöneldiğini sormazsın. Çünkü soru varsa, hâlâ tanımsal düşüncedesindir. Burada sadece bir çağrı vardır. Ve o çağrı asla gitmez. Çünkü daha sen hissetmeden önce cevap verilmiştir.
Adını anmadan konuştuğunda seni duyacak olan, seni yaratandır. Ama duyma biçimi senin zannettiğin gibi değildir. Seni işitmez. Seni hisseder. Çünkü o dua aslında senin değil, sende başlayan Onun çağrısıdır. Seni duyması, seni zaten taşıyor olmasıdır.
Adı Yok, Ama Etkisi Gerçek
Bazı insanlar bu dua sonrası şunları yaşar:
- Gece rüyasında hiç konuşmadığı biriyle ruhsal bir diyaloğa girdiğini görür
- Sabah uyandığında içindeki sebebi bilinmeyen huzuru kelimeyle açıklayamaz
- Hiç dua etmediği halde sanki duası kabul olmuş gibi bir karşılık alır
Ve çoğu zaman şunu söylerler: Ben bunu istemedim. Ama oldu. Çünkü bu dua istemekten önce gelir. Bu dua, benden önce doğmuştur.
Şaşkınlıkla Bakma, Çünkü O Hep Dinliyordu
Adını anmadın. Ona bakmadın. İzin istemedin. Dua etmeyi bile düşünmedin. Ama O zaten seni duyuyordu. Çünkü sen dua değildin... Sen duaydın.